Cuma, Nisan 29, 2011

Sörf Çantası 2.Yayın Döneminde Açık Radyo'da


30 Nisan Cumartesi sabah 09:00-10:00 arası başlayacak ve 6 ay  devam edecek olan nadide radyo programı Sörf Çantası kendi halinde yayınına hazırlanıyor. İlk program için coşku dolu ve eğlenceli bir liste hazırladım ki sonradan cozutması kolay olsun diye. Geçen yıl sörf rock programında Peter Sarstedt bile çaldığımı düşünürsek Açık Radyo'nun açık fikirlikiğine teşekkür etmek gerekir.

Bu yıl programı biraz daha çeşitlendirdim. Öncelikle Yollan Halkları, Uzay ve Sörf üçgeninde bize çok ilginç bilgiler verecek olan Can Kırali 6 ay boyunca bana eşlik edip, bildiklerini aktaracak. Yaptığımız sohbetlerden anladığım, ondan çok değişik bilgiler öğrenebileceğiz. Çaldığımız müzikler yine Surf Rock'dan California, Avustralya çıkışlı mainstream gruplara kadar dallanıp budaklanacak. Bunun yanında güzelim sörf filmleri ve güzide soundtrack albümlerinin yanında, her hafta bir Yollanca ve Sörf terimini de öğreneceğiz. Kimi zaman ''Bufalos d'agua'' bize şarkılarıyla ışık tutarken, biz Kayıp Yollan Halkı, uzay ve sörf bağlantılarını içimize sindireceğiz.



Programda çalınacak sanatçıların listesi Cumartesi programdan sonra.. Program 94.9 frekansında Açık Radyo 'da, ya da Açık Radyo internet sitesinde dinlenilebilir. Kaçıranlar için bloga yüklemek suretiyle geniş zamanlarında dinleyebilmeleri için de bir hizmetimiz mevcut. Bu arada sörfe ilgi duyan, gelip tecrübelerini paylaşmak isteyen herkese de buyurun gelin diyoruz. Programa canlı konuk olmak ya da benim için de bir şarkı çalın demek istiyorsanız, buradan iletişime geçmeniz an meselesi, ertelemeyin.

Canlı dinlemek için

Salı, Ocak 25, 2011

Akılda, Orda, Burda









Cuma, Aralık 31, 2010

2011'de idealizm nasıl olacak peki?


Uzaylılar dünyayı istila edince korkup kaçmayacak aksine bir barış elçisi olacak bir aday araniyor.

İdealize olmuş, rasyonel ve mutlak gerçeklere dayalı, N.Ş.A(normal şartlar altında) -18 C (santigratderece) ye dayanıklı bir yıl dileğiyle o zaman..



Çarşamba, Aralık 22, 2010

akılda,orda, burda
















tinglish..


Ağır abi bir kurbağa ile tanışmış olmanın  huzuru ve caddede karşıdan karşıya geçmeye çalışan ve ölmeye çok yakın olduğunu sanki bilir gibi arabaların geçmesini bekleyen o yengeç...Hayvanlar bazen çok savunmasız geliyor , bi de sessizler ya , o çok acı oluyor gibi..biz duyamıyoruz en azından, değişik psikolojideler, algıları v.s, hele böcekler kimsesiz ve de peçetesiz.. Bu tiradı '' Bali,Veli Kırkdokuz Elli'' yazısında daha önce geçmiştim. Bu Tingilish konuşma tarzına değdirmem de, tam da bu cümlenin arkasında sıragelmişti. Yeni bir vizyon gelmiş geçmiş değil, merak eden dönüp o yazıyı okusun, mutlu olsun derim sevgili Cakivu, siz Yunanlılar'ı dillerine kadar asimile etmeyi düşünürken biz burda bunlara kafa yorduk, hey gidi...
Evet  ne diyorduk, bu yazımdan sonra nadide blogumdaki bu nadide yazıyı okuması sonsuz imkansız olan Ceo’lar beni topa tutabilirler ya da;  aha  bu kız çok yaratıcı diyip süper bir iş teklifi de alabilirim. Ya da gayet ve muhtemelen bunlar hiç olmayacak da olabilir ,neys.. Aşağıya alalım o zaman sizi, yalnız basamakta durmayın otomatik kapı çarpar.

Olay toplantı odasında geçer...Etrafında takım elbiseli, saçları ölesiye jöleli, gömlekleri kol düğmeli, kocaman saatleri ve black berry lerili adamlar ile  saçları  krepe, meç, röfle ne varsa en çakma sarışınından, 2o punto topuklu ayakkabıları ve kırmızı ojeleriyle kadınların olduğu bir odada (hemcinslerime torpil geçtim..) konuların üzerinden geçilirken, kalın dudaklı hatun, kilosundan fazla giydiği darcacık , sıkıcacık gömleğiyle beraber konuşur;’’ ama bunları bullet bullet sıralayalım lütfeaannn.. ‘’ Off, sen bi bitsene be kadın!!!

Günün sonunda kelimesinin kullanıldığı yerden kaç.. Bu 2 kelimeyi ancak müdürler söyleyebilir, sen söylüyorsan herkes sana hass.tir der gibi bakar, üzülürsün. Deme hiç, çok kopi peyst zaten..ne o öyle ‘’günün sonunda geldiğimiz nokta yine aynı ama mervaciiiim’’.. aa öyle mi, peki..

As you wish...Bu kalıbı da müdürlerine yalakalık etmek isteyen pipi tipler kullanır valla ben ancak bunu kek kalıbı olarak kullanırım.. as you wish diyenin pipisini keserim, dağılın..

Random seçelim...buna pek uyuz olmuyorum, kabul edilebilir şekilde kullanıldığında sevimli olabiliyor, yarı ingilizce türkçe,,peki seçelim hocamm. Hababam’ı özledim..
You say it, we do it... olacak iş değil..''yani burda ortaya çıkacak work çok iyi'' derken ajans sahibi genç insan , bu kalıbı kullanarak ukelalığının doruk noktasında bir narsist ve de über gerzek olduğunu benden gizleyemez, hiç şansın yok bakışını da yer öyle gider..neymiş efendim aehuahaheuuu you say it, we do it! hay bin kunduz!

Oppurtinityleri story halinde sunalım... Bunu açıklayabilecek kapasitem olmadığına karar verdim ve kendime hediyeler verdim..cumbalı bir balkonda kendimi Türk musikisine verdikten sonra, Fight Club izleyerek gri dumanların eşlik ettiği bir köprüde gece gezintisine çıkmak istiyorum, evet kırmızı pelerinimle, evet elimde güller de olacak, evet arkamdan fötür şapkalı gölge adam yürüyecek ve ben nefesimi hoh hoh yapa yapa kaçmış olacağım bu tinglish (bunu da ben uydurdum, anlamı turkçe ingilizcesi ) dünyasından..zira çok pis dolmuşum, hayırlara vesile..

Perşembe, Aralık 09, 2010

Çok acaip canım sıkıldı



''no woman no cry'' şarkısının sözlerini ağlamayana kadın yok diye çeviren bir Dunyalı ile aynı havayı solumanın mutluluğu ve gururu içerisindeyim. Bu üstün algı mekanizmasına sahip iflağ olmadan zehir zemberek çalışan beyin, kime ait dersiniz sevgili okuyucu.. Hemen ufak, cici bir anket yapalım ,kazanana da 2011'de seni neler bekliyor, sevgilini yatakta baştan çıkarmanın yolları ya da çok hava atmak istersen Olasılıksız adlı kitaplardan birini armağan ediyor olacağız.(Kurumsal ağız) Evet , gelsin seçenekler..

a) Fatih Terim
b) Nihat Doğan
c) Banu Alkan
d) Acun Firarda
e) Hepsi
 
Valla bilmesem hepsi şıkkını işaretlerim diycem neredeyse. İşte durum bu kadar vahim ve bu seçenekler fersah fersah da uzayabilir. Buraya kim iyi gider bi de biliyo musun, Kamer Genç falan..İşte böyle gider de gider. Gelelim sözün gerçek sahibine.. Kendisi ile,  kendi halinde atari bir blög olan blogumuzda, ''Delikanlılık nedir, ne değildir, nerde yenir?'' başlıklı yazımızlan bir ilgi alaka içerisine girmiştik. Cevap Nihat Doğan beyler, Nihat Doğan. Valla işte bu da benim çok fena Zoruma Gitti be Nihat Doğan..



İsyanım var arkadaş diye konuyu bağlayasım ve hiç de çözmeyesim var. Yanaklarını aşağıya sarkıtabilme özelliğini çok erken kazanmış, ellerini önünde bağlayarak hıh!! demiş bir çocuk kadar inadım ve o çocuk sopa yiyene kadar o inadını bozmaz. İsyanımm vaaarr yaşamayaaa şeklinde böğrünesim ve NY'da 5 Minare olasın e mi diyesim var yaşananlara. Galata'yı kültür başkentimizin reklam filmlerinde fır fır döndürüp (nispet yapar gibi) sonra yakıyoruz, hamamda kadının birinin üzerine bir erkek düşüyor, Ajda Pekkan artık flört etmek diil, ciddi bir ilişki istiyorum diyor,(artık derken) .. Böyle bık bık şikayet edenlere diyolar ya e izleme kardeşim, okuma o zaman diye. Ben çözümü kökten buldum, kökünden kestim attım. Bu ülkeyi terk edicem, niye doğru bir soru kelimesi olmayacak..Yurdum insan manzaraları ve bu içli köfte devlet politikaları yüzünden tabii ki de..

Özetlerden sonra Haberlerimizin kaynağına inme taraftarıyım ve bunu uygun görüyorum. (kurumsal ağız 2)
Hamamdan düşen amca hikayesi.. Aynen ülkemiz gazetelerinden birinde çıkan haberi ,orjinal fotografıyla oynamadan veriyorum...




Kayseri’de kadınlar hamamında yıkanan 42 yaşındaki Fatma Erdem ile kızı 16 yaşındaki  Merve’nin yanına, hamamın baca temizliğini yaparken dengesini kaybeden Musa Aslan düştü. 
(Şimdi koyduğun fotograf 42 yaşındaki Fatma Teyze'nin olmayacağına göre; 16 yaşındaki Merve'nin olsa gerek diye düşünmeden edemiyor insan. O Fatma Teyze napar seni biliyo musun, çiğ çiğ yer. E madem ikisi de değil, bu ne lahana turşusu bu ne perhiz be kardeşim..)

Olay, Melikgazi İlçesi Hunat Mahallesi’nde bulunan Hunat Hamamı’nda meydana geldi. Anne Fatma Erdem kızı Merve’yi de alarak hamama gitti.( Gerçekçi Bakış açısı ) Bu sırada baca temizleyicisi Musa Aslan, yanına aldığı Mustafa Mazıcı ile hamamın bacalarını temizlemek için çatıya çıktı. ( Tek başına hamamda kaynatmak olmaz tabi, bir bady sistemi olmalı )Kurduğu merdivenle bacayı temizlemeye başlayan Musa Aslan, dengesini kaybedince 7 metre yüksekten kadınların bulunduğu bölüme düştü. Işıklandırma camlarını kırarak düşen Aslan ağır yaralanırken, Fatma Erdem ile kızı Merve de cam kırıklarından yaralandı.( Şimdi olayın aydınlatma spotunun gerisinde kalan bölümünde, baca temizleyicisi Musa'nın üzerindeki kıyafetlerle baca temizliyor olmamaması gerektiği iddiası, ki ben de inanmadım. Direk dikizliyodur, ki eğer öyleyse, 7 metre yükseklikten düşmesinin aklını başına getirmiş olmasını canı gönülden diliyorum..)




Gelelim vidivodo'dan eriştiğimiz İstanbul Kültür Başkenti reklam filmine. Biz bu işi başaramıyoruz, bi yan Kültür Başkenti olurken, bi yan kıza çoluğa çocuğa tecavüz edip, göbeğini kaşıyan haşere canavarların yaşadığı nadide bir kent. Reklamda ilk başta görünen gavur kızın, camide bakakaldığı rolünü ,Vakko'nun reklam filminde bir peri kızını canlandırasıya oynadığına yemin edebilirim. Sokaklarımızdaki eğlence görüntüleri keza, sokakta dövülmedi hiç insanlar sergi açılışında falan, içleri rahat böyle bir sahne düşünülmüş.. Posterdeki 101 yıl ifadesi için ise, pes doğrusu demek en  doğrusu diyorum..

http://www.vidivodo.com/344942/avrupa-kultur-baskenti-istanbul
Ajda peki sen peki ya sen, bunu söylemek için niye bu kadar bekledin, yazık değil mi gençlere..Lütfen sanatçılık misyonunuzda, toplumun örnek aldığı insanlar olduğunuzdan daha dikkatli söylemlerle, yerinde ve zamanında dile getirilmesi gereken şeylerin saçmalanmamasını rica edicem. bi zahmet..
  
İşte bütün bunlar benim çok acaip canımı sıktı...

Bir anda uykumu açan şeyse şu oldu ki çok acaip, uykudan önce bakılmaması tavsiye olunur, bi de +13 tabii






Perşembe, Kasım 11, 2010

Beyin yakan kalori

beyin rölantideyken 12 watt gücünde enerji kullanıyor ve 240 kcal. yakıyormuş. Vücut ağırlığımızın sadece %3'ünü oluşturuyor.Biz hiçbişey yapmazken böyle mal mal otururken bile vücut enerjisinin %17'sini tüketiyormuş. boşa tüketmeyin arkadaş enerjiyi sonuç olarak..bu böyle ama şöyle değil; Zayıflıyorsan beynini fazla kullanıyorsun hımmm değil, ya da şişmansan hay hiç bu beynini kullanmıyor da diil. parola şafak hiç diil...parolayı yanlış söyleyip vurulmayalım diye..böyle bu. Peki ya kalorilerimizle beyni yakabilseydik, zeka çok geliyo arkadaş focuslanıp yakıcam ben beynimin birazını demek ne kadar yakında? bilim dünyasında bunları görebileceğimiz günler gelecek mi, yoksa ; şifrenizi unuttuysanız en sevdiğiniz örtmeninizin adı nedir sorularıyla beynimizi yakmaya devam mı edelim..soru(n)lar bunlar, bu da böyle..

Pazartesi, Ekim 25, 2010

The Social Network


Artık milyonlarca insanın düzenli olarak ciddi zaman geçirdiği ve şuanki değeri 500 milyon $ olan Facebook`un yaratılış sürecinin anlatıldığı, filmlerini merakla beklediğimiz yönetmen  David Fincher`ın son filmi ``The Social Network`` gösterime girdi. IMDB puanı şimdiden 8,4.. Aslında filmde facebook`dan çok Mark Zuckerberg`in yaşadığı olayların, dahiyane zekasına neler yaptırdığı anlatılıyor. Film neredeyse gerilim türüne girecek seviyede sizi perdede tutuyor ve heyecanla neler olacağını beklerken kendinizi buluyorsunuz.


Harvard Üniversite`sinde kendi halinde bir öğrenci olan Mark`ın, zekasıyla ve paranoyalarıyla başedemeyen kız arkadaşının Mark`dan ayrılmasıyla facebook`un ilk tohumları atılmaya başlanıyor. Herşey bir kız meselesi yüzündenmiş vay be dedirten cinsten..Konunun bu tarafı başka bir tartışma konusu, çünkü filmin ilerleyen sahnelerinde Justin Timberlake`in başarıyla canlandırdığı Napster`in kurucusu Sean Parker da Napster`ı, kız arkadaşı Lakros takımının kaptanıyla kaçtı diye açtığını öğreniyoruz. Bu ikilinin yolları kesiştiğinde ise, Mark`ın en yakın ve tek arkadaşı, facebook`un kurulum aşamasında maddi destek veren Eduvardo`yu canlandıran, yeni Spider Man Andrew Garfield ile arası tamamen açılıyor. Mark`ı, okuldaki kızların fotograflarını birbiriyle karşılaştırdığı ``facematch`` i açıp, loglama sayısı yüzünden üniversitenin internet ağını çöktürmesi ile keşfeden ikizler ise (ikizleri Armie Hammer canlandırıyor)  facebook`a benzer bir fikirden bahsediyorlar ve kodların yazılımı için Mark`dan yardım istiyorlar. Mark, kendi egosunun ve hırslarının esiri olmuş bencil bir dahi olduğundan ikizlerin yüzlerine bakmayıp facebook`u kuruyor. Ve sonrasında, en yakın arkadaşı dahil, uzun süre ikizlerin Harvard`lı olmanın centilmenliğiyle savaşıp, facebook değer kazandıkça delirip kibarlığı bir kenara bırakarak milyon dolarlık dava açmalarıyla olaylar çığrından çıkıyor. Gerçek Mark Zuckerberg`in filme karşı gerçekleri yansıtmadığı yönündeki eleştirilerini duyuyoruz, öte yandan;  evet ben de filmdeki Mark gibi giyiniyordum diyerek kış vakti şort ve terlikle gezdiğini de doğrulamış.

 

David Fincher`ın baştan beri filmleri hep birşeyleri anlatma çabasındaydı. Bence bu filmin anlatmak istediği şey ise son sahnede gizliydi, ``refresh sahnesi`` diyip bu konuda daha fazla spoiler vermeden cümleyi noktalıyorum.  Seven, Fight Club, Panic Room , Zodiac kadar The Social Network de gayet iyi bir film. Başrol oyuncusu ve Mark Zuckerberg`i canlandıran Jesse Esinberg çok başarılı, keza Eduvardo rolunde Andrew Garfield, keza Justin Timberlake.. Biyografik hikayeleri seven ve bir David Fincher filmini ben hayatta kaçırmam diyenler için biçilmiş kaftan. İzlenmesi ciddi ciddi tavsiye olunur ..

Cuma, Ekim 22, 2010

uslub-u beyan, ayniyle insan


 Hayat çok sıkıcı, eve gidip saçları tülermiş barbi bebeğime eski kazaklardan elbise yapmak çok daha eğlenceliydi halbuki. Kırtasiyeden çıkartma alıp, onları özenle defterime düz değil de paralel yapıştırmak keza..Hayatın anlamı sanki o paralel yapıştırmada gizliydi, böyle defter düz dururken o etiket yan duracak illa..kafama kaplan kafası takıp, sokaklarda vahşice dansedesim geliyor böyle çocukluğuma dönüp isteyip de dönemeyince. Halbuki çocukken herşey sen 3 kere söylediğinde olucakmış gibiydi..

Eski kazaklardan barbilere şahane elbise oluyor, özellikle kol kısmından. Yeni barbi'lerini almış, 6 yaşındaki akranlarıma tavsiyeler chapter IV; boğazlı ve kolsuz model, e barbi'de vücüt taş olduğundan çok şahane oturuyordu. deneyin sevgili çucukler pişman olmazsınız..


O günleri özledim de yazdım bunları, şimdi hafif sonbahar, ve hafif hava kararmışken, içime kaçan çocukluğum hortladı yine. İki çözüm buluyorum kendime bu hortlamaların önüne geçmek için, bulmasına buluyorum da konu fersah fersah uzuyor içimde çok üzülüyorum.,şimdi biiiir;  ya bi çocuk yapmam gerek ki bunun için önce; öyle beni güldürürken de dona işetecek kıvamda komik, kafadaki jölenin bokunu çıkarmayan,  popüler kültürün kölesi olmayan, serdar doğulu kenan ortaçlı dinlemeyen, güvenilir(gözün arkada kalmayacak) dansederken elleri kolları sallamayan, cool olacak ve de kalacak bir adam bulmak gerekiyor. En az +150 IQ seviyesi de önşartlar arasında. Zor bittabi..
 Ya da şu büyümeyi kabul etmeyen vücudumun içinde bu çocuğu bir süre daha muhafaza ve müdafaa etmek, onu taçlandırarak beslemek ve isteklerine boyun eğmek de bir çözüm, hem daha eğlenceli, hem zararsız ..

Alt tarafı iş çıkışı önüme gelen topa 5 punto topuklarla furuyum mu furmuyum mu düşünürken , ya kafaya mahallenin çocuklarından taş yerim, ya da bi cam kırarım olur biter. +150 IQ ve diğer ulvi meseleler ise bundan çooook daha zor, zar zor,zor.
 
çocuklar iyidir, arkadaşlar da...(he-man mesajı vermeden yapamiycem)


çocukken harika yıllar'daki Kevin'a aşıktım ben, hala eski hayatlarımdan birinde ya da moleküler bölünme sırasında falan bi tanıştığımızı sanıyorum..kozmik aşk..


Pazartesi, Ekim 18, 2010

mahsun'un manalı gozleri


sene '95 ortalık toz tuman,  şarkı sözlerinin manalı olduğu yıllar..

Usandım yalnızlıktan
Tanrım el açıyorum
Beni candan sevecek
Bir güzel arıyorum (vazgeeeeç)

Hangi göz
Mavi göz yeşil göz
Ne ela gözler
Benim için en güzeli
Manalı gözler (siyah ya da kahverengi gözlere büyük haksızlık edilmiş)

Hangisi
Sarışın esmeri
Ne de kumralı
Benim için en güzeli ( hani kızıllar, albinolar ??)
insan olanı ( hayvanlardan eş seçeceğimiz günler çok yakın, demişti dersiniz zira herşeyi öğreniyorlar..)

Aradım yorulmadım
Kimseye tutulmadım
Bu kalbimi yakacak
Bir güzel bulamadım  ( geçmiş olsuuun )

Sıradaki sen-at-çımız o yılların moda trendlerini altüst etmiş bir kişi, Özcan Deniz( mahsun kadar olamadın, ne fake ismin var be kardeşim ay ayy)


şarkı sözlerine hiç girmiycem, ateşli hastalık geçirdiğim şu dakikalarda bedenimi bir serinlik kapladı kendisini buzz gibi bir takımın içinde görünce. Bu fotografı Barney Stinson'a göndermeyi düşünüyorum, feyz alsın.hadi hadi melegim, hiç gerisini yazmaya gerek yok, ellerini kanat şeklinde çırpışı dün gibi aklımda..tüyler ürpertici..

bi tek bizimkiler mi, gavur kısmı da büyük değişim geçirdi. alın buyrun Elizabeth Hurley'e bak. ağzını yırtarım yelloozzzzdiye bağırıyo resmen kadın..


ya bu Brad Pitt hadisesini hiç anlamamıştım ben, ta ki çekilmesinden 20 sene sonra Tibet'te 7 yılı izleyinceye kadar. Ok eyvallah Durden süperdi, ama ortalama kız nüfusunu etkileyen o çekiciliği beni sarmadı gitti, kaldı ki sonradan demiştim bu dünyada babası Brad Pitt olan var, oedipus kompleksinde başarılar dilerim kendisine o vakit diye, ki o kızcağızı da bunu yaşamaması için zaten erkek gibi büyütmeye falan çalışıyorlar, caz caz yazıyor gasteler.. ince iş.. o da çok acaipmiş, ucundan dönmüş kepazeliğin..saçlar resmen meç yahu..

Şimdi cidden bu kadın evrim geçirmedi diyen gelsin şu ateşimi iki katına çıkarsın ki beynim sütlaca dönüşsün, üzeri kızarmışından şöyle..neyse, Kyle bu imaj işini öğrenmiş, ama sonradan.. nihahhahah,  meram koyunu ablası..


En bombasını sona sakladım. Sene '93 falan olması lazım ki, ben gerizekalı bir ergenlik çağı geçiriyorum, tipimde hayır yok, neyim ben belli değilim.. Çelik Erişçi diye bir adam çıktı karşımıza, bandanası ve koltuk altları görünen kırmızı kolsuz tişörtüyle basket oynadı , bu gecenin manası üzerine Çelik'ten;


dumkakakaka, dumkakakaka
ateşteyim ateşte ateşte
aklım gitti bir kıza işte,
hayır mı şer mi bilmem ama,
ateşteyim ben ateşte

videoyu izleyin, hayatınızda çok şey değişecek :) 

şimdi şarkıda paradoks yaşıyor sen-at-çı ..ateşte olduğu sonucunu doğurduğu bir cümleyle giriş yapıp, nedenlerini incelemek konusunda merak uyandırarak beynimizi yoruyor. Sonra da, ay öyle mi böyle mi bilmem ama valla ben ateşteyim ateşteyim diyor. Dongi dongi dongidoon adlı şarkısına hiç girmiyorum, o kadar da hayven değilim çünkü. Ona takdiri ilahi diyoruz geçiyoruz. Ama kendisine Reha Muhtar kılığına girerek; (dar mavi gömlek ve koca bir kafa yeterli) akıllı ol, uslu ol, bi de o kaş nedir?? demek istedim mi, evet. çok.





hayırlı akşamlar, derece patlıycak, kapa kapa..