
''happiness is real when it's shared"...





Sayılı dakikalar kaldı doğumgünümün bitmesine...28 yaşına mı girdim, 28 i mi bitirdim bilmiyorum. İki arada bi derede bi gün doğmuşum ben..27 Aralık 1979... 4 gün sabretseydim şimdi bir yaş daha küçük olucaktım. Bir yaş küçük müyüm, yoksa büyük müyüm??? O yüzden belki de ben böyle kararsız bi insan oldum...Bu yılki doğumgünüm çok hızlı geçti, hiçbişey anlamadım...Halbuki ben bugünün slow-motion geçmesini ve buna da Jay Jay Johanson'ın Open Up adlı şarkısının eşlik etmesini ister miydim? evet isterdim..He-Man resminin anlamı ise çocukluğumun doğumgünlerini özlüyorum mesaj kaygısını taşıyor...Yine de iyi ki doğmuşum canıım...:)

Okullar açılıyor yakında.. Kendi kendime, benim kadar kırtasiye seven birisi bi kırtasiye blogu da yazsın dedim.. Anaokulunu okuldan saymayanlardan değilim, ama yine de sadece o binada yuva ya da kreş faaliyeti varsa sevmem... Anaokulu dediğin de bildiğimiz okulun içinde olmalı..İlkokul ise dönemlerin içinde en misidir. Aslında 1.sınıf kırtasiye alışverişinde pek bişeyin farkında olmazsın.. Annen baban kafalarına göre takılır... Ama 2.sınıfta kendi alışverişini kendin yapmaya başlarsın. Bi kere uzun tenefüste kesin okulun karşısındaki kırtasiyedesindir. Muhtemelen parlak etiketlerden ya da el işi kağıdı alıyosundur. Her ay bi kalem kutusu, her hafta farklı bi silgi mutlaka alırsın...Hani günümüzde asıl işi kırtasiye olmayan marketlerin her türlü okul araç gereci satmasına acaip bozuluyorum... Kırtasiyecilik kavramını yok ediyor çünkü...Halbuki sokak aralarındaki ufak ama bi o kadar da sıkışık kırtasiye malzemesi ile dolu bi kırtasiyeci, bir kırtasiye manyağı için bulunmaz bi nimettir...Renkli kalemler, 6 ortalı harita metod defteri, arı maya silgiler, çeşit çeşit kap kağıdı, renkli ataçlar, tavşan kulağı şeklindeki makaslar...ve niceleri... Bir kırtasiye manyağı aldıklarını saklamayı da çok sever.. Şahsen ortaokulda kullandığım kalem kutum, iletkim ve gönyem de benim sakladığım şeyler arasında...Kırtasiye hastalığı diye bişeyin var olduğunu, dünya bilim çevreleri de kabul ediliyor. Hatta insanı mutlu eden huzur veren bi tarafı olduğu da dozu aşılmadıkça bilimsel olarak kanıtlanmış bişey...(mi? bilmiyorum neyse) Eskilerden belleklerimize kazıdığımız bir de reklam filmi vardır..''Bir kalem, bir pergel bir de çukulata alacağım'' Ne kadar fiş alma alışkanlığını aşılamaya yönelik bi reklam olsa da, benim aklım da, reklam yıldızımız Erool erool gibi pergel, kalem ve çukulatada...Bu reklam ile ilgili şirinler hadisesi gibi içten içe bir beyin yıkama olayı olduğu söylenir. Misalcilere göre, kalem titizliği sembolize eder (o kadar çalışkandırki günde bi kalem bitirir), pergel çalışkanlığı (matematik falan), çikolata da bu çocuğun bütün bu kargaşa ortamı içinde kendine ayırdığı zamanın sembolüdür. Ayrıca çocuk tam bir örnektir bütün Türk çocuk camiasına ve hatta bir çok büyüğüne...Bakkal amcayla düzgün bir diksiyonla kitap gibi konuşur, cağım lar, ceğim ler, lütfen ler falan. ..Yani, aynı yaşlardaki sıradan bir Türk evladının kendini kötü hissetmesi için yeteri kadar negatif değer taşır bünyesinde. Bunun gibi şeyler işte, sonun da anlatmak istediği ise, tüm hipnotize simgelerden sonra kdv!.... Al sana, yersen yani...Neyse kırtasiye manyaklığı var olan, vazgeçilmesi zor olan, kokusu duyulduğunda mest olunan, kareli defter alırken yeşil diil de mavi çizgiliyi tercih ettirebilen, abartıldığında kendi odanı küçük bi kırtasiye dükkanı olarak bulacağın muhtemel bir hastalıktır. Bu tür insanlar için en uygun görev, şirketlerin satın alma bölümleridir.. Ya da değildir :)
Bu kelime bilgi dağarcığıma yeni giren bi kelime.. Anlamı bir sistem içerisindeki düzensizliğin ölçüsü...Hani bu kavram ile ilgili bişeyler okudukça tüm yazılan çizilen şeylerin, evrendeki düzenin ya da düzensizliğin, entropiye olan bağımlılığına çıktığını anladım...Öncelikle evrendeki düzeni anlamak için Termodinamiğin 2.kanunu bilmek gerekiyormuş. Şimdi benim için sorun; Termodinamiğin tam anlamı neydi, (hani belki bu kelime de volatilite gibi bi çok anlama gelebilirdi) ve Termodinamiğin 1.kanunu neydi ki ben 2.den başlıyodum?? İşte buna bayılıyorum, hiçbişey bilmediğin bişey hakkında bişey öğrenirken bir sürü bilinmeyen şey ortaya çıkıyor, sonra sen, yani ben onların peşinden gidiyorum... Ordan oraya, guzel gercekten de... Neyse, gördüm ki Termodinamiği araştırmak o kadar da kolay bişey değilmiş, daha doğrusu anlamak... Basit bi anlatımla madde ve enerji alışverişi ile ilgilenen bir bilim dalı.. Fotografı duzgun Sadi Carnot adında bir bilim adamı bu bilimin 1800'lü yıllarından bu yana kurucusu olarak biliniyormuş.. Benimse bu kavramı, bilindiğinden bu yana yaklaşık 200 yıl sonra öğrenmem biraz garip tabii...Ama şöyle bir tanım var ki, beni benden aldı diyebilirim. Şöyle ki: ''termodinamiğin ana kavramlarından biri "quasi-statik" (yarı-durağan) adı verilen, idealize edilmiş "sonsuz yavaşlıkta" olaylardır.'' Yani şu fizikte ya da kimya da kullanılan terimlere bayılıyorum.. İdeal gaz yasası, NŞA, yarı-durağan,sonsuz yavaşlık, akışkan mekaniği,mutlak sıfır, akım kapasitörü :)....vs...Konumuza dönersek; Termodinamik ve entropi doğrudan bağlantılıymış...Şöyle ki; Termodinamiğin üç yasası var.. İkincisi de entropi ile ilgili olanı...Entropi işin içinde olunca tersinebilir kavramı da karşımıza çıkıyor... Buna örneklerden biri de, mutfaktaki tezgahın üzerinde bulunan bir yumurtanın yere düşüp kırılmasıdır, denmiş... Başlangıçta karmaşık bir yapı içerisinde ‘derli toplu ve düzenli’ olan bir atom ve moleküller kümesi, sonuçta ‘paramparça ve darmadağınık’ bir hal alır. Düzensizlik artışıyla sonuçlanan bu olay da keza, ‘tersinmez’ bir süreç oluşturur. Çünkü kırık bir yumurtanın kendiliğinden derlenip toparlanarak eski haline geldiği görülmemiştir..deniliyor....Basitçe bir anlatımda ise; Spor yapmak için bir parkta 100 metrelik bir koşu yapıldığını, 100 metrenin sonunda yorulup koşamayacak hale gelindiğini ve bir yere oturulduğu düşünülecek olursa, koşarken harcanmış olan ve bir daha kazanılamayacak enerjiye entropi deniyor.. Entropi arttıkça düzen bozuluyor, azaldıkça da düzen geliyor moleküllere... Kapalı sistemlerde entropi daima artıyor, dünya kapalı bir sistem olmadığı için sürekliliği yok, çünkü dünya güneşten sürekli enerji alıyor.. ama entropi artışından etkilendiği de ayrı bir gerçek. Yani tersinmez diil :) Evrenin sadece bir parçası olan dünyamızı ele alacak olursak, biz yeryüzündeki, petrol ve kömür gibi enerji kaynaklarını tükettikçe, dünyamızdaki ‘iş yapabilecek enerji’ azalıyor ve bu kullanım süreçleri, toplam entropiyi arttırıyor. Gerçi bu kaynakların; güneşin ışınları aracılığıyla dünyamıza sağladığı enerji sayesinde çeşitli bitki ve hayvan kalıntılarından daha önce nasıl oluşmuşlarsa, yeniden oluşmaları mümkün. Fakat bu, milyonlarca yıl alan uzun bir süreç. .Evren genelinde ise, ‘dışarıdan’ bir enerji kaynağı olmadığı için, yeni enerji kaynaklarının oluşması imkansız. Dolayısıyla, entropi artışına paralel olarak; toplam enerji azalmıyor, fakat ‘iş yapabilecek’ enerji azalıyor. Entropi artışı, tersinmez olaylara eşlik ettiği için, beraberinde daha kararlı durumlar getiriyor. İlk patlamadan kaynaklanmış olup da, bugün tüm evrene yayılmış bulunan ‘mikrodalga ışınımı’ bunun bir örneği. Ancak evrenin genişliyor olması, entropinin maksimuma ulaşacağı ‘en kararlı’ hali, yani ölüm halini geciktiriyor.(KAYNAK :www.biltek.tubitak.gov.tr) Az önce Efes Cup finalinde Türkiye Hırvatistan'a 1o sayı farkla yenildi.. Bu da tersinmez bi olay işte...O maçı izleyen seyircilerin hepsi birde ağlasaydı, salondaki tüm entropi artmış olucaktı.. Gözyaşları moleküllerine ayrılıp yanaklara, burunlardan sümükler düzensiz bi şekilde oraya buraya saçılacaktı... Bu gözyaşı ve sümükler orada uçuşması muhtemel sineklerin işine yarıyacak ve onların dünyasındaki entropiyi de azaltıcaktı... Bu maçın da böylelikle fiziksel bir kavramla ölçülebilidiğini anlamış olduk... Bu nasıl yazdığımı bilemediğim yazıyı , nerde ve kimin söylediğini bilmediğim ama hoşuma giden bir cümle ile bitirmek istiyorum artık : ''Sütü döktüğünüze üzülmeyin, doğanın bütün güçleri size karşıydı''




Yukarıda görünen 4'lü 1996 yılında Çalışma Ekonomisti olmak yolunda düzgün adımlarla ilerleyen sevimli arkadaşlardır... Bunlardan bana göre en sağdaki Ali Efe Özkan'ın bugün doğumgünüdür. Kendisinin doğumgünü kutlu olsun.. O olmasaydı, kütüphanede kitapların içine beraberce dalamaz, evde patates kızartması yapamaz, sabaha süren masa tenisi maçları yapamaz ve aynı anda vizesinden 90 aldığımız dersin finalinde çalışmadığımız için boş kağıt veremezdik.... İstanbul'u, komik yalnızlığımızı beraberce Teachers'da ve Arka Odada kudurarak geçirdiğimiz günleri hiç ama hiiiiiç unutmiyciiiim.. Efe sen ne kadar suratsız ve karizmatik bi müfettiş olsan da ( ben de ne kadar suratsız ve karizmatik ŞMİY ) senin en manyak hallerini ben biliyorum, ve seni çok seviyorum. Doğum günün kutlu olsun!!!!

Bu diziyi çok severdim, Kevin(ortadaki) dizinin baş karekteriydi. Kendisi 7-11 yaş arası kızların tam tipiydi..Bu diziyi sanırım Cine-5 verirdi. Kevin günümüzde şu durumda. Kevin'in en iyi arkadaşı Poul(solundaki), sağındaki ise büyük aşkı Winnie idi. Ama bu dizi çok güzeldii...Dizinin müziği Cooker, şarkının adı ''with a little help from my friend'' idi.

Lipton'un bilmem kaç çeşit çay reklamının müziğini tam olarak işte bu arkadaşlar yapmışlar. Hani hoş bir bayyan sesin; lala-lala-lalala-lalaaaa diye söylediği. Bu arkadaşların web siteleri şu . Kendileri Norveç milletinden olup, o naif şarkının şu arkadaşlardan çıkmasına şaşırdım desem yalan olmaz. Onun dışında gayet kudurtucu bir yanları da var o belli..





Pepen'in Balonu:) Fransızlar bu işi biliyor. Bu çizgi film gibi animasyonu hatırlayan var mı bilmiyorum, ben çok severdim. Ama ana karnından çıkalı 3-5 sene olduğundan pek net değil görüntüler gözümde. Tek hatırladığım Pepen'in balonları, bunların avare avare uçuşları.. Ve tabiiki, istedikleri olmayınca ''üzüntü ve muz kabuğu'' demeleriydi. Ha bi de ''uçurr bizi Pepen'' vardı.. haha.. Yakari'deki kartalın uçarken ''yakaruki-hakarukii'' diye bağırması kadar eğlenceliydi..



kendi halinde atari bir site