Pazar, Temmuz 25, 2010

C'mon work it, work it... Own it!

purple!!!




but, but I'm disturbed! I'm depressed! I'm inadequate! I got it all!!

Haha !!!   
It is out of the question! You know what sex does to a friendship, it kills it!

Friendly fire açık kalırsa aynen kopy peyst

Cuma, Temmuz 23, 2010

once upon a time coc..

lostace...

Sezyum'da gördüm..

çipçet..

indiana jones kafası
bu kız erkek olucakmış etiketli
orta derece ezine peyniri kıvamında yönetici

ve yine unutmuşum düşündüklerimi, nerdeler..


akılda,orda,burda


A insanı (dişi) ---sihirbazın yardımcısına git, güzeldir o..ya da twilight..
B insanı (erkek) ----sihirbazın yardımcısına gidilir. monica oynuyomuş, ohooo koşa koşa gidilir..twilight'a gitmem, gay filmi o, erkekler üstsüz geziyor, kompleksliyemm..

eşitliğin bozulduğu an, işte o an sevgili seyirciler..

Perşembe, Temmuz 22, 2010

the maymun attack!!!




 
Çişşşşşşşşşşşşş......

 Şimdi bu resimde gördüğünüz koca maymun, ben en salak turist halimle, ay ne güzel tapınak, aman da okyanustan 200 metre yüksekteyim, ay swellere bak, ay maymunlara bak derken, kafama atlayıp , 30 saniye sonra üzerine işediği gırmızı daire içinde olan çiçekli tokamı saçımdan 2 nanosaniye olarak ölçtüğüm sürede, acı bir çığlıkla çok pis kopardı. Kendisini burdan tebrik ediyor, bana bu anı yaşattığı için en minminnettar halimle yüzüne sevgiyle gülümsüyorum. Yaşattığın heyecan için çok teşekkürler Pura Luhur Maymunu..saol, varol..

çok özürdilerim gywneth ama dayanamadııımmm..

sezyum'a dal burdan...

 ooyy,oyy,,,,

budur...

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

akılda,orda,burda


Ne duruyorsun Tespit Yap...

Çok iyi..

harcamışlar kızı..


 Serap Ezgü & Dhalsim..favorü

 
Biraz abartmamış mısınız beyler!!

Pazarda Eminem Tişörtü Cinayeti...

nassı ama dimeyin , burası Türkiye gayet..
 Sözlüğe gel burdan.
Haber şu kısaca.. "rap şarkıcısı eminem'in tişörtlerini satan işportacı, ‘‘eminem'e gel’’ diye bağırınca, annesinin adı emine olan bir kişinin saldırısı sonucu çıkan kavgada öldürüldü."


peki şimdi, yoruma gel burdan...
8.      pazarcının "bak güzel kardeşim, bu civciv suratlı adamın adı marshall, soyadı da mathers. dolayısıyla em en em de, bunların baş harflerinin ingilizce söylenişi. senin ananla, ebenle ilgisi yok" açıklamasına girişmesi işe yaramamış, katil "hikaye anlatma bana, ne marshall'i ne dyo'su deşerim uleeaayn!" diyerek bıçakla girişmiştir. ( ekim, 04,11,200üçç)

pes..tuş..ctrl alt delete

Pazartesi, Haziran 21, 2010

ya-ğmur

süper yağmur var, bu kadar..

Çarşamba, Haziran 16, 2010

SURF'S UP!!



başlık iddiali olmuş yaw, hayatımı sörfe adamadım yahu :D Mutluluğun formülüne ters bi kere, ne demiş Daniel Dennet ; '' Kendinizden daha değerli birşey bulun ve hayatınızı ona adayın'' ..Koskoca adama hadi leynn ordan diyesim geliyor ama, yok kardeşim benim kendimden değerli bulduğum bişey..Mutsuzluğun olmadığı yer mutluluktur işte,bu kadaar.. Ha aferim kendini deşifre etmenin sulandırılmış haline hoşgeldiniz. Konumuza dönersek ; Trendus ve muhteşem tatlı Deniz Ünaldı teşekkürler, teşekkürler..

Pazartesi, Haziran 14, 2010

nesi nesi ?

Hayatımın ''Amelesi'' olmasın, ''Amelie''si olsun..( poailin gibi yani..)

Pazar, Haziran 06, 2010

susam sokakı

Hakan abi ile Zeynep abla'ya rakip olamazsın sen Jason boşuna uğraşma yani...

bakınız..(ama buna mutlaka mutlaka bakınız!!! ) 


buna da mutlaka bakmadan geçmeyiniz, arkalara ilerlemeyiniz.. (Kermit'i seven arkamdan gelsin uln..)

Cumartesi, Mayıs 15, 2010

CRAZY!!


Bu klibi 90'ların sonunda blüğğ çağının saf,salak günlerini geçiren herkes hatırlar. Bana bir 90'lar sonu özlemi geldi,o yüzden geçiriyorum sırayla..Geçiriyorum derken, süzgeçten, sevgiyle, ilgiyle, şefkatle..

Klibi hem seyredelim, hem okuyalım derim ben..Bas buraya..

94 yılında ben daha 14 yaşındayken, bu taş kızlar da eh işte ben diyim sana 16, sen de 17..Yaş itibariyle ben lise sıralarına i love school falan yazıyorum, kantinde MTV izleyen nadir cool kızlardanım üzerime afiyet, Nirvana t-shirtümün altından sarkan gömleğim ve ben, azıcık daha kısalsın amaçlı katlanan etek beliyle mutlu mesudum.. O dönemlerde rock can, Nirvanasıdır,Guns n Roses'ıdır,Fear of the Darkı'ı, gerçi Kurt Cobain ölecek,ama bilmediğm için yine mutlu mesudum, öyle dert tasa yok, guns n roses kolyemi gururla taşıyorum ya bağrım açık, tamamdır o zaman için..Aerosmith 'in Amazing'inden sonra bir baktık, ohaaaaa manyak bir klip yine.. Hepimiz Alicia olmak istiyorken bir de Liv çıktı karşımıza. Meğersem bu çirkin adamın da kızı değil miymiş, nası yaa, deyip aval aval ağız açık izleniyor klip..Millet okul bahçesinde , basket atan tıfıl hayatlarının en tatlı flörtlerini falan yaşarken, Pınar ve ben bir elimizde winner'ımız (o zamanın efsane dondurmasıdır,candır) kantinde MTV azmanıyız.

Biz de okuldan kaçmak için camdan atlarken, o çiviye takılan eteğimizden sexy donumuz görünsün istiyoruz..Kızlar güzel şimdi, pek de munzurlar o bir yana..Okul gömleklerini çıkarıp arabalarında, biz özgürüz ulann diye salına salına geziyorlar..Benzinciye gidiyorlar, yazık yaşlı bir adamcağız bomba Liv'in poposunu çevirmesiyle hoşbeş olurken, Alicia tüm şirinliğiyle güneş gözlüğü aşırıyor.. Aman allahım, kaç tane aldı öylee, ..Liv'in o zamanlardan belliymiş şişmanlığa göğüs geremeyeceği,,baksana Alicia gözlük aşırıyor, bu ekmek aşırıyor basbaya gözümüzün önünde..Sonra erimez o yağlar güzelim, bitmez..En sonunda da bir rüzgar gülü ve lolipop alıp kaçmaca..ama haksızlık bu Pınar!!




E bu kadar çılgınlıktan sonra bir striptiz kulube gidip, dans edile tabi..Bir bu eksikti, o yaşlardaki tüm tüyü bitmiş erkek arkadaşlarımızın idolü olmadı mı bu kızlar, Alica'nın maskülen takım elbisesi ve Liv'in müthiş poposuna hayran olmamak elde mi ey sevgili okuyucu ? Sonra da biz ne çılgınız, ne de mutluyuz diye yatakta tepişmeler, ah gülüşmeler..

Klibin en can alıcı yerindeyiz, tarladaki traktöründe tarlasını sürmekte olan diri vücutlu genci arabalarına almalarıyla, şenlik ayyuka çıkıyor. Yakışıklı gencimiz için o dönem hatırlıyorum ya, biz böyle ''aaahyyyyy ne tatlı yaa '' deyip iç geçirirdik yalan değil. Çocuğu arabalarına alıp, göle atıyorlar, klibin orasına geldiyseniz kızlara '' helal olsun size '' demenin de dakikası gelmiş demek ki..Çocuğun üst büstü az sexy değilmiş gibi, pantolonunu çalıp, çocuğu aç bilhaç, baldır bacak arkalarından koşturuyorlar..Sonra da gayet masum yakışıklı çocuk rolündeki bu genç arkadaşımızı tarlasına, traktörüne bırakıp, yollarına devam ediyor bu iki kızımız..Helal olsun size demeylim de ne diyelim..
Liv'i de Alicia'yı da seviyoruz. Viva , viva..!!!


resime tıklaman yeter ki bazen,bazen de yetmez ki,yeteeer :D


yukentaçdis...


Pazartesi, Mayıs 03, 2010

Kim lan bu hayatımın erkeği?


Bu blogda verilmiş en ama en iyi hizmettir şu yazı, şu blog tanıtımı. Buztuz gururla,iftiharla sunar!!! Blogu okudukça ağzımı bozasım geliyor, öyle bir yan etkisi de var hani.. Deniz!! her kimsen, önünde saygıyla eğiliyor ve ulan keşke sen benim bi yerlerde kavuşamadığım ablam olsaymışın demekten kendimi alamıyor..(tutmadı cümlenin sonu.,neyse..)

burdan buyrunn ya da migren Yaşar'ın üzerine tıklasanız da olabilir..





Cumartesi, Mayıs 01, 2010

Sörf Çantası

Radyo programım bana göre dinlenmeye değer, her cumartesi sabah 09:00-10:00 arası... :)

Cumartesi, Şubat 13, 2010

ne diyorsun?


Sen sevgililer gününde ne renk ruj süreyim diye düşünürken, Dünya karmaşa içinde uzayda sürüklenmeye devam ediyor.. Haiti'de deprem herşeyi yerle bir etti, orda insanlar aç uyuyor, ve aç uyanıyor. O zaman herkes bir ''Haiti Kahramanı '' olabilir, ve bu insanlara yardım edebilir.




Bunu yazarken, yardım etmek kavramını düşündüm içimden. Dünya'da o kadar çok yardıma muhtaç insan var ki, hepsine kim yetişiyor,kimler yardım ediyor bulmak hesaplamak mümkün mü bilemiyorum. İnsan böyle birşeye yardım edince, e ordakiler, e o zaman burdakiler onlara kim yardım edecek diye düşünmeden edemiyor ve bir yanı eksik kalıyor. Bu işte canımı sıktı bugün..

Cuma, Ocak 22, 2010

in to the mind


Uçağa binmeyen Jessie...Jessie için yazılan şarkı..( julie delpy-waltz for a night)...bir yazarın elinde kurşun kalem,,kurşun kalem türünün nadide bir türü...pilav mı makarna mı,,,tereddütsüz yemek mi makarna mı, Makarna diye deliren bünye...49 saniye süren kırmızı ışıkta, sağa sola bakarak ve yaylanarak beklerken, herkesin birbirini şöyle bir süzmesi,,

Alışveriş merkezlerinin yanar döner kapıları olmasın,dönmesin o kapılar...kapı diil ki o, kolu yok bi kere,ne açabilir,ne kapatabilirsin,elini kolunu bağlayan bişey..

Yağmurda yürümeyi seven sevgili, sevgilinin hası,özü,pek sevimlisi....bunaltmayan ofis havası..istediğin zaman işe gelmeme özgürlüğü, gelmeyince kovulmayacağından emin olmanın yürek ferahlatan kokusu...hımmmm mis gibi... açılmayan çam fıstığı kabuğu, hem insanın dişleri acıyor, hem de parmak uçlarınız sinsice gıcık bir ıslaklıla yoğruluyor...olmasın bunlar, olmasın sabahlar, olmasın akşamlar,yağmasın kar, akmasın çeşme, kokmasın çöplükler, çiğnenmesin sakızlar..

Cumartesi, Ocak 16, 2010

confession of a dangerous mind


Steven Soderbergh'in yapımcılığına ortak olduğu ve George Clooney'nin ilk yönetmenlik deneyimi olan, künyesinde türü kısmının karşılığına, bazı yerlerde dram sıfatının, bazı yerlerde ise komedi sıfatının yakıştırıldığı bi film. Şuna dram-komedi diyelim, olsun bitsin. Tehlikeli Aklın İtirafları olarak uygun görülen adının, ilk defa filmi yansıttığı bir film ayrıca da.. Ve bunu da eklemeden geçemiyeceğim ki, bi takım sinema sayfalarında '' Film, hayatı ikiye bölünmüş olan bir adamın hayatını anlatıyor; gündüzleri bir şovmen olarak, geceleri ise CIA tetikçisi! '' denilerek bu tarz cümlelerle anlatılmaya mahkum olmuş bir film de aynı zamanda..

Film, George Clooney'nin ilk yönetmenliği, kimden kopya çekmiş bilmiyorum. Bilmiyorum derken, filmi gerçekten beğendim ve Clooney'e birileri yardım etmiş olmalı demekten kendimi alamadım. Haksızlık ediyorsam beynim patlasın, kolum çıksın. Ama işte buyurun ki, Steven Soderbergh'i (Ocean's 12 ,13 serilerinin yaratıcısı 2 oscarlık film çıkaran) ve J.Malkovich Olmak filminin senaryo yazarı Charlie Kaufman'ı (Aynı zamanda muhteşem film Eternal Sunshine of Spotless Mind'ın da senaryo yazarıdır) karşımda buldum. Zaten Kaufman soyadlı biri neden başarısız olsun ki? Neyse ki, filme konu olan ünlü şahsiyet Chuck Barris'te senaryoya yardım etmiş, Julie Roberts, Matt Damon (aynı zamanda sörfçü:) ve Brad Pitt' de yardım edenler arasında. Filmin kötü olması için bi sebep göremiyorum, belki biraz Drew Barrymore(yanlış yazılası muhtemel isim)... Kendisinin Hollywood'daki en matrak aktrislerinin en güzeli olduğuna inanıyor ve filmde çok da kötü olmadığını düşünüyorum.. Drew; Chuck Barris'i ev arkadaşıyla sevişmeye geldiği gece ayartan, sadık, enerjik, sevimli Penny rolunde izliyoruz.
Chuck Barris'in günümüz normal insan hayatlarına nazaran pek bi ilginç hikayesi var. Televizyon kanallarının yeni açıldığı dönemlerde kapağı televizyona atmaya çalışan, fırlama tavırlarıyla bunu da başaran birisi dersek haksızlık etmiş olmayız. Şu hepimizin bildiği Nurseli İdiz'in sunmaya başladığı Saklambac'ı, onun koyduğu isimle ''The Dating Game'' adlı saçma yarışmayı keşfeden bu alim insan, aynı zamanda kadınları, -hey gerçekten de çilek tadında.. diyerek kandıran bir isim. Televizyona kapağı attıktan sonra, kendisinin de tabiriyle eğlendirici ama beyin uyuşturucu programlarıyla gittikçe ünleniyor ve birdenbire karşısına CIA ajanı olarak George Clooney çıkıyor. Kendisinin, filmde sıkça tekrarlanan öldürme profiline uygun olduğu söylenerek eğitime tabi tutulup, Amerikan hükümeti için adam öldürmeye başlıyor. Çok çabuk kabullenmesi beni şaşırtmadı değil. Ve George Clooney (CIA ajanı) ölürken Sam Rockwell'in yani Barris'in -no profile- kelimeleri filmin etkileyici karelerindendi benim için. Sam Rockwell(Green Mile daki katil) 'in inanılmaz başarılı canlandırdığı Barris'in bu, CIA ajanıydım ben siz bilmezsiniz itiraflarıyla kimse ilgilenmiyor mu, ben asıl onu merak ediyorum. Kafama takılan bir başka nokta da şu ki, çok fazla gerçekçi; Barris televizyonda istediğini başarana kadar çok hareketli, canlı, heyecanlı bi profil çiziyor. Programı, prime-time'ı, ünü şöhreti elde edince gayet cool, yavaş hareket eden bir profil.. Ee noldu şimdi yorumlarına neden olsa da, gerçek değil de ne? Hele ajan olduktan sonraki, kılık kıyafetinden, sigara yakmasına kadar değişen herşeyi, belki de hayatta oynanılan ya da oynatılan(birileri sizi CIA ajanı olmaya zorladığında mesela) role göre değişen mizaç, kapı açma, tekme atma ve diğer ıvırlar zıvırları düşünmemek elde değil..Psikolojik profilin de gayet başarılı yansıtıldığını da geçmiyoruz yani bu noktada.


Barris ajan olduktan sonra, Julia( diğer bir ajan) ile tanışıp nihayet iki kadın arasında kalıyor. Julia'nın da performansı gayet yerinde, kötü kadın rolünde görmeyi yadırgamıyacak kişiler için ideal bir rol olmuş.. Bu gereksiz cümleden sonra filmin bir Hollywood yapımından çok Avrupa filmlerine benzediğini hissettim. Barris'in gammazlandıktan sonraki, öldürülme korkusunun doruğa çıktığı sahne, annesiyle olan problemlerinin yansıtılışı, yeri ve zamanı çok iyiydi. Ödül alan bir çok yersiz filmden çok daha iyiydi.

George Clooney mi ? O profile uygun değil...

filmin traileri için buraya

Pazartesi, Ocak 11, 2010

Gidesim geldi..

nasıl gelmesin ki...''hey kızlar !! beni de bekleyin,,nin,nin,ninnnnn...'' diyesim de geldi...burdan sevgi ve saygılarımı sunuyorum kendilerine,,,

Pazar, Ocak 10, 2010

kelime


Hayat ; belirsizliğin daniska hali olan bişeydir. Bu daniskayı gaz haline dönüştürmek için uğraşır durur insanlar ve insancıklar...Karın bile su haline dönmeden gaz haline dönüşüp zavallı atmosfere karıştığı günümüzde ,hayatın bu belirsiz daniska halinden gaz haline dönüşmesi na mümkün sevgili okur.
o zaman buyurun burdan; Belirsizlik İlkesi

Salı, Aralık 29, 2009

Sarkozy ve Obama Birleşkesi,,çok ayıpp ..


Eh Sarkozy öyle bir gülmüşsün ki,, ben de bir Carla Bruni var ,hahaha sende yok tabi Obama bakarsın öyleee der gibisin...bilemedim.
Sana da yazıklar olsun Obama!!! shame on you!!!,,yazık diil mi siyahi güzel karına, beyaz sarayda yolunu gözlüyor..hey allam..

Perşembe, Aralık 24, 2009

bu bir denemedir

Google&Blogger bir olmuslar, blog sayfanfa login olmadan google'dan gonderi atabiliyorsun. Muthis bisey , haddimize degil ama tebrikler demekte fayda var..hı bi de türkçe karekter kullanmamak gerekiyor..

Salı, Aralık 22, 2009

söyleyelim...



Jack, o sigarayı denize atmadığını söyle bana...demem çok saçma olurdu..


Bak bodysurf yakışmış, takdir ettim şimdi,,ama sigarayı attıysan yediğin en son balığın totosundan çıksın demeyi bir borç bilirim..