Çarşamba, Haziran 16, 2010
SURF'S UP!!
Pazartesi, Haziran 14, 2010
Pazar, Haziran 06, 2010
susam sokakı
bakınız..(ama buna mutlaka mutlaka bakınız!!! )
buna da mutlaka bakmadan geçmeyiniz, arkalara ilerlemeyiniz.. (Kermit'i seven arkamdan gelsin uln..)
Cumartesi, Mayıs 15, 2010
CRAZY!!
Pazartesi, Mayıs 03, 2010
Kim lan bu hayatımın erkeği?
Cumartesi, Mayıs 01, 2010
Cumartesi, Şubat 13, 2010
ne diyorsun?

Bunu yazarken, yardım etmek kavramını düşündüm içimden. Dünya'da o kadar çok yardıma muhtaç insan var ki, hepsine kim yetişiyor,kimler yardım ediyor bulmak hesaplamak mümkün mü bilemiyorum. İnsan böyle birşeye yardım edince, e ordakiler, e o zaman burdakiler onlara kim yardım edecek diye düşünmeden edemiyor ve bir yanı eksik kalıyor. Bu işte canımı sıktı bugün..
Cuma, Ocak 22, 2010
in to the mind

Cumartesi, Ocak 16, 2010
confession of a dangerous mind

Steven Soderbergh'in yapımcılığına ortak olduğu ve George Clooney'nin ilk yönetmenlik deneyimi olan, künyesinde türü kısmının karşılığına, bazı yerlerde dram sıfatının, bazı yerlerde ise komedi sıfatının yakıştırıldığı bi film. Şuna dram-komedi diyelim, olsun bitsin. Tehlikeli Aklın İtirafları olarak uygun görülen adının, ilk defa filmi yansıttığı bir film ayrıca da.. Ve bunu da eklemeden geçemiyeceğim ki, bi takım sinema sayfalarında '' Film, hayatı ikiye bölünmüş olan bir adamın hayatını anlatıyor; gündüzleri bir şovmen olarak, geceleri ise CIA tetikçisi! '' denilerek bu tarz cümlelerle anlatılmaya mahkum olmuş bir film de aynı zamanda..
Barris ajan olduktan sonra, Julia( diğer bir ajan) ile tanışıp nihayet iki kadın arasında kalıyor. Julia'nın da performansı gayet yerinde, kötü kadın rolünde görmeyi yadırgamıyacak kişiler için ideal bir rol olmuş.. Bu gereksiz cümleden sonra filmin bir Hollywood yapımından çok Avrupa filmlerine benzediğini hissettim. Barris'in gammazlandıktan sonraki, öldürülme korkusunun doruğa çıktığı sahne, annesiyle olan problemlerinin yansıtılışı, yeri ve zamanı çok iyiydi. Ödül alan bir çok yersiz filmden çok daha iyiydi.
George Clooney mi ? O profile uygun değil...
filmin traileri için buraya
Pazartesi, Ocak 11, 2010
Gidesim geldi..
nasıl gelmesin ki...''hey kızlar !! beni de bekleyin,,nin,nin,ninnnnn...'' diyesim de geldi...burdan sevgi ve saygılarımı sunuyorum kendilerine,,,
Pazar, Ocak 10, 2010
kelime
Salı, Aralık 29, 2009
Sarkozy ve Obama Birleşkesi,,çok ayıpp ..

Perşembe, Aralık 24, 2009
bu bir denemedir
Salı, Aralık 22, 2009
Cumartesi, Eylül 05, 2009
Into the Wild

''happiness is real when it's shared"...
Perşembe, Eylül 03, 2009
i'm not Superman!!
Salı, Ağustos 18, 2009
Pazar, Nisan 26, 2009
waves and sun, before and after..

Before Sunrise olması muhtemel..
Before Sunset olma ihtimali de var...
Breakfast at Tiffany's olması ise imkansız değil..
Pazar, Şubat 01, 2009
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
Derya,Defne ve Ege

Bu balıkların hepsine sarılmak istiyorum ben ....balıklar çok komikler, peşlerinden gittiğinizde kuyruklarını hıpızlı sallaya sallaya kaçıyolar :) Bu balıklar kadar güzel 3 çocukla tanıştım hafta sonu. 3'ü de 8 yaşındalar..2 erkek ve 1 kız....Onları bol bol izleme imkanım oldu bu arada da..Derya, Defne ve Ege...3 güzel isim bir arada...İçlerinde ben en çok Derya'yı sevdim, çünkü içine atan hüzünlü bi çocuktu..Defne ve Ege daha iyi anlaştı...Derya aslında onlarla aynı yaşta olmasına rağmen daha küçük gösterdiği için midir, yoksa hemen herşeye küstüğü için midir pek almadılar aralarına.. Onlara çin daması öğrettim. Derya'yı tavla oynarken aralarına almadıkları için oyunu en önce Derya öğrendi ve çok sevdi..Diğerleri de Derya onları iki oyunda da yendiği için tavla oynamaya devam etmek istediler..Bişeye üzüldüğü zaman hemen sesi kısılıyor ve zorlanarak çıkarıyor kelimeleri Derya, dokunsan ağlıycak..Çelimsiz, kumral ama bi o kadar da güzel gözleri olan bi çocuk... Otobüsle dönerken de kustu :) bi de ortalığı batırdı diye ağladı :I yerim ben seni yaa, şaşkın çocuk Derya!!!
Cumartesi, Temmuz 19, 2008
Çarşamba, Haziran 11, 2008
Cuma, Haziran 06, 2008
Çarşamba, Haziran 04, 2008
Pazartesi, Nisan 07, 2008
Romulus

Cuma, Şubat 29, 2008
Ulvi Meseleler
Bu yazıya fi tarihinde gelen ahkamlar;
Yarma;
evet var olasiligi...
vic vega;
olmama olasılığı ile eşit olarak,..
winmaker;
aklıma ne geldi. acaba dünyadaki active user sayısı diilde bugüne kadar aldığı hit sayısı nedir?
mushroom;
ben soruşturdum. "abi öyle bir şey olsa kesin sana haber verirdik" dediler. "peki yengeniz?" dedim. "yok abi, mümkün değil" dediler.."tamam o zaman, problem yok.." dedim ben de..
ingilizanahtari;
bunu hesaplamak, önce tam gen haritamızın çıkması lazım, sonra bunun kaç tane kombinasyona izin verdiği, yani dünyada kaç model insan olabileceği hesaplanabilir. İlk homo-sapiens'ten bu yana kaç tane insan doğduğu ve bu doğumların dönemlere göre kaç tanesinin erişkin hale gelebildiğini de hesaplamak çok zor olmasa gerek. Çıkan iki rakamı karşılaştırarak sonuca ulaşabiliriz. Örneğin bugüne kadar 80 milyar homo sapiens erişkin olarak var olduysa ve homo sapiens DNA ları 850 katrilyon kombinasyona olanak veriyorsa bir tane daha sen olmuş olma ihtimali 1 / 100,000 civarında bir rakam olsa gerek. Ancak insanlık bi 4-5 milyar yıl daha sürebilecekse muhakkak tekrarlamalar, yeni Liv Tyler'lar, Leonardo Da Vinci'ler, Buddha'lar çıkacak ama muhtemelen hiçbiri kiminle aynı genetik yapıda olduğunu bilemeyecek. Üzücü tabi.
aptal ;
en büyük tasarımcı olan tanrı vakti zamanında uğraşıp bi tane insan tasarlamış. o gün bu gündür copy-paste edip ufak modifiyelerle yolluyo insanları dünyaya. o bile üşengeç olduktan sonra biz nie sermiyelim die düşünmüyor değilim. ayrıca ingilizanahtaranın kombinasyonuna karakter çeşitlerinide eklersek içi dışı sana benzeyen bir insanın daha var olması ihtimali gittikçe azalıyor gibi..
En güzelini aptal söylemiş.. tebrikler!!
Cuma, Aralık 28, 2007
doğum günüm
Sayılı dakikalar kaldı doğumgünümün bitmesine...28 yaşına mı girdim, 28 i mi bitirdim bilmiyorum. İki arada bi derede bi gün doğmuşum ben..27 Aralık 1979... 4 gün sabretseydim şimdi bir yaş daha küçük olucaktım. Bir yaş küçük müyüm, yoksa büyük müyüm??? O yüzden belki de ben böyle kararsız bi insan oldum...Bu yılki doğumgünüm çok hızlı geçti, hiçbişey anlamadım...Halbuki ben bugünün slow-motion geçmesini ve buna da Jay Jay Johanson'ın Open Up adlı şarkısının eşlik etmesini ister miydim? evet isterdim..He-Man resminin anlamı ise çocukluğumun doğumgünlerini özlüyorum mesaj kaygısını taşıyor...Yine de iyi ki doğmuşum canıım...:)
Pazartesi, Ekim 01, 2007
pınar'ın bekarlığa veda partisi

Bir ay olmuş, yazmamışım... Ankara'ya işte, yukarıdaki şebek gelinin nikah şahitliğini yapmaya gittim... Hep nikahlarda ağlarım, bunda da gereksiz gözyaşları süzüldü yanaklarımdan... Ne hissediyorum, iki insanın evlenme anı bana çok duygusal geliyor sanırım...O iki insanın heyecanı aslında beni geriyor, bu da gereksiz mesela... banane ki... Neyse, Pınar evet derken de gözlerimden yaşlar süzüldü.. Kız 13 yaşından beri beraber olduğu kişiyle mutlu bi şekilde evlendi daha nolsun.... Neyse nikahtan 1 gün önce Ankara'da Salata adı verilen gayet salata insanların bulunduğu bi yerde 10 kız kafamızda küçük duvaklarla eğlenmeye gittik, çok ama çok eğlendik... Ama yine de asıl eğlence Pınar'ın Elif ile benim o gece kalmamız için ayarladığı kız arkadaşı hikayesiydi... Hani bu gayet bi How i met hikayesi olurdu, Barney'in bu olay üzerine esprileri de süper olurdu eminim...Biz kızla tanıştık, 3 kız taksiye bindik gidiyoruz kızın evine.. Benim kafam bugunlerde başka şeylerle meşgul olduğundan kızla sohbet etmek hiç aklıma gelmedi, uzun zamandır gelmediğim Ankara sokaklarını inceliyodum... Benim saf arkadaşım Elif başladı kıza sorular sormaya... Bu arada kıza kız demek yerine L diycem yazının bu kısmından sonra...Neyse, Elif L'ye nerde çalışıyosun dedi? L: dernekte... dedi.... Elif yetinmedi hangi dernekte ?..dedi.... L: Kaos.. dedi... Elif : hıııı ...dedi... L'de kaşındı ama şey dedi: biliyo musunuz? Biz de yok bilmiyoruz dedik... L: Gay-Lezbiyen dergisi dedi... İşte o an ben kısa bi flashback yaşadım... Biz, Pınar ve Elif üçümüz üniversitede aynı odada kalıyorduk... Pınar, lisede bi lezbiyen arkadaşı olduğundan ve harbi harbi bu lezbiyen kızın sevgilisi v.s olduğunu bize anlatıyodu... İşte takside kızın gay lezbiyen dergisinde çalıştığını ve o gece partide 1o kızın arasında beyaz sevimli duvaklardan takmayan tek kız olduğunu da hatırlayınca o kızın bu kız olduğunu anlamıştım. Kız lezbiyendi ve biz onun evinde kalmaya gidiyoduk... Yani garip bi durum... Neyse Elif'le dumur olmuş bi vaziyette saat sabahın 3'ünde L'nin evine gidiyoduk.. Eve girer girmez L, evin çok dağınık olduğunu ve sevgilisiyle ortalığı biraz dağıttıklarını, kusura bakmamamızı söyledi... Kusura bakçak halimiz mi vardı, yerde iki adet kırmızı sütyen duruyodu... ne kusuru, şoktaydık azıcık.... Neyse, ben yüzümü yıkıyım diye tuvaletine girdim L'nin... Saf Elif puzzle yapmaya devam ediyodu... Elif L'ye: Ne güzel ben çok seviyorum bekar evlerini, ailen kendi başına oturmana bişi demiyo mu? dedi... L: Yok üniversite bittiğinde söyledim onlara, nasıl olsa evlenmiycem de... dedi... Elif: Aaa, niye evlenmiceksin ki? dedi.. L: E Türkiye'de bi kadınla evlenemiyceğime göre... dedii... Bizim Elif: Hııı... dedi yine... Sabah 5'e kadar sohbet ettikten sonra uyuyalım dedik... Uyuyana kadar da geyik yaptık, hayatımda hiç bi lezbiyenin evinde kalmamış ve lezbiyen geyiği de yapmamıştım... Ya sabah sevgilisi gelir de bizi kıskanırsa, sevgililer kavga ederse v.s turu bi dolu geyik işte... Tabii burda Barney devreye giriyo olmalıydı.... Neyse, L yine de iyi bi insandı, misafirperverdi... Sevdik kendisini....Bu hikaye bu kadar.. L'nin kullanım alanını başka anlamlara çekmeyiniz..... Ankara da güzel diil işte sevmedim hiç....
Pazartesi, Eylül 03, 2007
okul kapısı, önlük yakası, kalem kutusu
Okullar açılıyor yakında.. Kendi kendime, benim kadar kırtasiye seven birisi bi kırtasiye blogu da yazsın dedim.. Anaokulunu okuldan saymayanlardan değilim, ama yine de sadece o binada yuva ya da kreş faaliyeti varsa sevmem... Anaokulu dediğin de bildiğimiz okulun içinde olmalı..İlkokul ise dönemlerin içinde en misidir. Aslında 1.sınıf kırtasiye alışverişinde pek bişeyin farkında olmazsın.. Annen baban kafalarına göre takılır... Ama 2.sınıfta kendi alışverişini kendin yapmaya başlarsın. Bi kere uzun tenefüste kesin okulun karşısındaki kırtasiyedesindir. Muhtemelen parlak etiketlerden ya da el işi kağıdı alıyosundur. Her ay bi kalem kutusu, her hafta farklı bi silgi mutlaka alırsın...Hani günümüzde asıl işi kırtasiye olmayan marketlerin her türlü okul araç gereci satmasına acaip bozuluyorum... Kırtasiyecilik kavramını yok ediyor çünkü...Halbuki sokak aralarındaki ufak ama bi o kadar da sıkışık kırtasiye malzemesi ile dolu bi kırtasiyeci, bir kırtasiye manyağı için bulunmaz bi nimettir...Renkli kalemler, 6 ortalı harita metod defteri, arı maya silgiler, çeşit çeşit kap kağıdı, renkli ataçlar, tavşan kulağı şeklindeki makaslar...ve niceleri... Bir kırtasiye manyağı aldıklarını saklamayı da çok sever.. Şahsen ortaokulda kullandığım kalem kutum, iletkim ve gönyem de benim sakladığım şeyler arasında...Kırtasiye hastalığı diye bişeyin var olduğunu, dünya bilim çevreleri de kabul ediliyor. Hatta insanı mutlu eden huzur veren bi tarafı olduğu da dozu aşılmadıkça bilimsel olarak kanıtlanmış bişey...(mi? bilmiyorum neyse) Eskilerden belleklerimize kazıdığımız bir de reklam filmi vardır..''Bir kalem, bir pergel bir de çukulata alacağım'' Ne kadar fiş alma alışkanlığını aşılamaya yönelik bi reklam olsa da, benim aklım da, reklam yıldızımız Erool erool gibi pergel, kalem ve çukulatada...Bu reklam ile ilgili şirinler hadisesi gibi içten içe bir beyin yıkama olayı olduğu söylenir. Misalcilere göre, kalem titizliği sembolize eder (o kadar çalışkandırki günde bi kalem bitirir), pergel çalışkanlığı (matematik falan), çikolata da bu çocuğun bütün bu kargaşa ortamı içinde kendine ayırdığı zamanın sembolüdür. Ayrıca çocuk tam bir örnektir bütün Türk çocuk camiasına ve hatta bir çok büyüğüne...Bakkal amcayla düzgün bir diksiyonla kitap gibi konuşur, cağım lar, ceğim ler, lütfen ler falan. ..Yani, aynı yaşlardaki sıradan bir Türk evladının kendini kötü hissetmesi için yeteri kadar negatif değer taşır bünyesinde. Bunun gibi şeyler işte, sonun da anlatmak istediği ise, tüm hipnotize simgelerden sonra kdv!.... Al sana, yersen yani...Neyse kırtasiye manyaklığı var olan, vazgeçilmesi zor olan, kokusu duyulduğunda mest olunan, kareli defter alırken yeşil diil de mavi çizgiliyi tercih ettirebilen, abartıldığında kendi odanı küçük bi kırtasiye dükkanı olarak bulacağın muhtemel bir hastalıktır. Bu tür insanlar için en uygun görev, şirketlerin satın alma bölümleridir.. Ya da değildir :)
Çarşamba, Ağustos 08, 2007
arkadaslar

Bu fotografı bi sokak düğününde çektim.. Soldan ikinci yeşil elbiseli tatlı kız, sünnet çocuğunun sevgilisiymiş...Zaten benim de favorim oydu...
Salı, Temmuz 24, 2007
18 Eylül 2002
Hayatta hiçbişeyin başlığı olmasın

Hava bi acaip sıcak, serinletici bi rüzgar var zannediyosun ama bi ekmek fırınının önünde duruyormuşsun gibi de acaip bunaltıcı.. Ekmek fırını isim tamlaması da ne kadar acitasyon iki kelime... Ekmek zaten böyle bir yazıda arabesk bi unsurmuş gibi duruyor..Neyse...Böyle bi havada herşey bunaltıyor insanı...Albert Camus'nun bi kitabı vardır ''Yabancı'' .. Orda yargılanan roman kahramanı, neden öldürdüğünü soran hakime -hava çok sıcaktı cevabını verir... İşte sıcak böyle bişi demek ki... Yıllar yılı böyle bi hava görmemiş ve bu denli de bunalmamıştım. Allahım ben bunalım mı geçiriyodum ki de sıcağın beni bunalttığı yalanını uyduruyodum... Olabilir mi..Olmayadabilir....Bu süper fotografı da bu dandirik yazıda harcamış oldum böylelikle...vay anasını sayın seyirciler... ----Fotograf kaynak: http://reclamlar.blogspot.com..
Perşembe, Temmuz 19, 2007
F=G x M x m:d2
Şöyle ki, zaten anlattığı ders hakkında yorumu olan bi öğretmenim de olmadı.. Bunu genelde tarih öğretmenleri yapar, yorum katmayı yani, ya da edebiyat... Tarih derslerinde sıkılırdım, savaşların tarihleri, antlaşmaların tarihleri... v.s.. Üniversitede, zorunlu ders İnkılap Tarihi yüzünden 1-3 barajına takılmış ve okulu uzatmış biri olarak tarih dersleri hakkında pek konuşmaya da hakkım yok herhalde.. İlginç olan şeyse aslında tarihi seviyor olmam.. Okulda anlatılanı değil, kendi ulaşabildiğim bilgileri seviyorum.... Yorum konusuna geldince, hiç bir Fizik öğretmenim de,kalkıp benim de şu çalışmalarım var demedi.. Bunun, çoğu üniversitede de böyle olduğuna eminim... Lisede mesela, fizik dersini kimse dinlemezdi, kimyayı da dinlemezdi, ama ben alttan alınca dinlemek zorunda kalmış ve çok da sevmiştim...Çöp başında kalemtraş açıp, ilkokulda sınıfın ortasında duran sobanın içine mandalin kabuğu atmak kadar zevkli bence kimya ve fizik... ne kadar anlamasam da...İşte o yüzden Stokes bizim de öğretmenimiz olsaydı Newton'a rakip olur muyduk? Tabii ki hayır :)
Salı, Temmuz 10, 2007
Cuma, Temmuz 06, 2007
Salı, Temmuz 03, 2007
Pazar, Temmuz 01, 2007
reklam
Perşembe, Haziran 28, 2007
Adriana...

Çarşamba, Haziran 27, 2007
Pazartesi, Haziran 25, 2007
Bugün Şöyle bişey oldu:
--Bu numaradan beni aramışsınız... dedi.
Ben de:
-- Peki ben kiminle görüşüyorum... dedim.
Kadın:
---Kardeşim, siz beni niye aradınız? ..dedi
Ben:
---Hanfendi, tamam da biz kimi aramışız, yani siz kimsiniz, adınız nedir?... dedim..
Kadın:
---Ay siz nereyi aradığınızı bilmiyo musunuz da bana soruyosunuz...dedi..
Ben:
---Hönk!!!!
yine ben:
----Tamam da hanfendi, sesten isim tahmini yapamıyorum, ya telefon numaranızı ya da isminizi söylerseniz size yardımcı olabilirim....dedim.
Kadın:
---- Allah belanızı versin!!!... dedi.
Perşembe, Haziran 21, 2007
Pete ve Pete'in Maceraları

Çarşamba, Haziran 20, 2007
Cuma, Haziran 15, 2007
PRAHA
-Mutlaka domuz sosislerinden ye, mükemmel.
-Olympic Four Star'dan başka otele gitme, süper bi otel.
-Taksiye binme, metroyla her yer çok yakın.
-Trafikte kırmızı da falan geçebilirsin, kimse kornaya basmıyo..
-Çok kolay arkadaş edinirsin, insanları çok cana yakın.
-Kronlarını dönerken Eur yapmana gerek yok, havalanında 24 saat açık döviz bürosu var.
-Mutlaka Karlovy Lazne'ye git ve ne pahasına olursa olsun orda dans et...
Perşembe, Haziran 14, 2007
Üniversiteden bi fotograf

Yukarıda görünen 4'lü 1996 yılında Çalışma Ekonomisti olmak yolunda düzgün adımlarla ilerleyen sevimli arkadaşlardır... Bunlardan bana göre en sağdaki Ali Efe Özkan'ın bugün doğumgünüdür. Kendisinin doğumgünü kutlu olsun.. O olmasaydı, kütüphanede kitapların içine beraberce dalamaz, evde patates kızartması yapamaz, sabaha süren masa tenisi maçları yapamaz ve aynı anda vizesinden 90 aldığımız dersin finalinde çalışmadığımız için boş kağıt veremezdik.... İstanbul'u, komik yalnızlığımızı beraberce Teachers'da ve Arka Odada kudurarak geçirdiğimiz günleri hiç ama hiiiiiç unutmiyciiiim.. Efe sen ne kadar suratsız ve karizmatik bi müfettiş olsan da ( ben de ne kadar suratsız ve karizmatik ŞMİY ) senin en manyak hallerini ben biliyorum, ve seni çok seviyorum. Doğum günün kutlu olsun!!!!
Çarşamba, Haziran 06, 2007
how i met....

Cuma, Mayıs 18, 2007
Bir Film
Perşembe, Mayıs 17, 2007
Salı, Mayıs 15, 2007
uçakta ben
Pazartesi, Nisan 23, 2007
Harika Yıllar
Bu diziyi çok severdim, Kevin(ortadaki) dizinin baş karekteriydi. Kendisi 7-11 yaş arası kızların tam tipiydi..Bu diziyi sanırım Cine-5 verirdi. Kevin günümüzde şu durumda. Kevin'in en iyi arkadaşı Poul(solundaki), sağındaki ise büyük aşkı Winnie idi. Ama bu dizi çok güzeldii...Dizinin müziği Cooker, şarkının adı ''with a little help from my friend'' idi.
Cumartesi, Nisan 14, 2007
Çarşamba, Nisan 11, 2007
Cuma, Mart 23, 2007
lipton'un reklam müziği
Lipton'un bilmem kaç çeşit çay reklamının müziğini tam olarak işte bu arkadaşlar yapmışlar. Hani hoş bir bayyan sesin; lala-lala-lalala-lalaaaa diye söylediği. Bu arkadaşların web siteleri şu . Kendileri Norveç milletinden olup, o naif şarkının şu arkadaşlardan çıkmasına şaşırdım desem yalan olmaz. Onun dışında gayet kudurtucu bir yanları da var o belli..Perşembe, Mart 22, 2007
Yalnızlıktan hiç kaçış yok!




















